Yazın gündüzleri Moda Plajı, akşamları ise elimizde minderlerle Withall’ların bahçesine kurulmuş yazlık sinemaya gitmek
ilk gençliğimizin vazgeçilmez heyecanlarıydı. Önceleri piyona dersi için evimize Matmazel Armenciyan gelirdi. Her yıl bir kez gittiği
Paris’i heyecanla anlatırdı. Aynı apartmanda oturduğumuz, Saint Joseph’in efsanevi matematik hocası Mösyö Matalon’un kardeşi Matmezel Rose ise âdeta Modalı çocuklara Fransızca öğretmekle görevliydi. Sanki Moda demek kültürlü olmakla eş anlamlıydı.
Şehirler de semtler de tıpkı insanlar gibi değişirler. Her kuşak kendinden önce yaşanmışların anısının üstüne kendi
anlatılarını ekleyerek birbirine ucuca eklenen öyküler
oluşturur. Kimileyin de kesintiler girer araya. Binalar yıkılır, bahçeler bozulur, yaşamlar o binalarla birlikte suskunluğa
gömülür. Ama yıkımdan kurtulmuş bir bina, kurumamış bir
ağaç dalı her şeyin başka olduğu günleri hatırlatmayı sürdürür.
O zaman şehir, çehresinin altında çok şeylerin sustuğunu
bilmemizi ister. O suskun öyküler yalnızca anılar değildir,
yakın tarihimizin yaşamın içine yansımış görüntüsüdür.
Demet Taner, Moda’yı anlatırken yalnızca bir semtin anılarını
değil, ailesi üzerinden Cumhuriyet’in ilk kuşaklarından bugüne gelen öyküsünü de dile getiriyor.
Moda, Kişiliğimi Bulduğum Semt, Oğlak Yayınları okurlarının severek okuyacakları bir anlatı.
Renk Bilgisi
karışıkçokrenkli